111.60K

Merkez Bankası

1.

MERKEZ BANKACILIĞI KAVRAMI VE
GELİŞİMİ
Dr. Serhat ATMACA

2.

MERKEZ BANKACILIĞININ TANIMI VE GELİŞİMİ
Merkez bankası denildiğinde, ilk önce para çıkarma
yetkisine sahip bir banka akla gelmektedir. Ekonomideki
fonksiyonları bu işlev ile özdeşleştirilen merkez bankaları
aslında bunun dışında farklı fonksiyonlar da
üstlenmektedir. Tarihsel süreç içinde merkez bankaları
kuruldukları günden başlayarak yapısal ve işlevsel
anlamda değişiklikler geçirmiştir.
Paranın ekonomik yaşamda kullanılması ve ekonomik
faaliyet hacminde yaşanan gelişmelerle birlikte para ve
paranın yönetimi önemli hâle gelmiş, aynı zamanda
bankaların işlevleri de çeşitlenmiştir.

3.

Aslında ilk zamanlarda çeşitli ve çok sayıda ticari banka
banknot ihraç edebilmekteydi. Bu bağlamda çıkarılan
banknotlar kadar banka kasalarında altın bulundurma
zorunluluğu bulunmaktaydı. Ancak ilerleyen dönemlerde
bu zorunluluğun ortadan kalkması ve altın ayarındaki
değişimler, devletin konuyla ilgilenmesine ve bu amaçla
denetim işlemlerine başlamasına neden olmuştur. Bunun
sonucunda bankaların birçoğu tarafından yapılan işlemler,
devletin denetiminde tek bir bankaya devredilmiştir.
Böylece, devletin denetiminde olmak üzere banknot
çıkarmak, para piyasalarını denetlemek gibi işlevler
merkez bankalarına verilmiştir.

4.

Genel olarak banknot ihracı, para piyasasının
denetlenmesi ve düzenlenmesi gibi amaçlarla kurulmaları
nedeniyle merkez bankaları, çağdaş ekonomilerin
vazgeçilmez kurumları arasındadır. Merkez bankalarının
önemi, ekonomik yapıyı ve politikaları etkileme, aynı
zamanda
yönlendirme
konusundaki
güçlerinden
kaynaklanmaktadır. Özellikle altın para sisteminin son
bulması ve para sistemlerinin banknota dayanması merkez
bankalarının önemini arttırmıştır.

5.

Merkez Bankası Kavramı
Merkez bankaları genellikle kâr amacı gütmeyen, ekonominin
gelişmesi açısından para piyasası ve bankalara çeşitli şekillerde
etki yapan kurumlardır. Para yaratan kurumların başında gelen
ve her ülkenin finansal sistemi içinde faaliyet gösteren
kurumlar arasında ilk sırada yer alan merkez bankaları, genel
anlamda bankaların bankası olarak da tanımlanabilir. Merkez
bankası adıyla anılmalarının nedeni ise para ve bankacılık
işlerinde diğer bankaların merkezini oluşturmalarından, onları
bir merkezden yönlendirmelerinden kaynaklandığı ileri
sürülmektedir. Merkez bankasının üstlendiği fonksiyonları tam
olarak açıklığa kavuşturabilecek şekilde kısa bir tanımını
yapmak oldukça güçtür. Ancak yine de merkez bankasının
tanımı kendisine yüklenilen fonksiyonlara göre yapılabilir.

6.

Buna karşın, merkez bankasını, “temel görevi, ülkedeki
para miktarını kontrol etmek olan kurum” şeklinde
tanımlamak genel bir eğilimdir.
Bu bankalara atfedilen fonksiyonlar göz önüne alınarak
bir tanımlama yapmak gerekirse merkez bankaları;
ekonomilerde likidite derecesi çok yüksek olan kâğıt
parayı yaratan, para ve bankacılık sisteminde aktif roller
üstlenen finansal kuruluşlar olarak tanımlanabilir.
Fonksiyonel anlamda yapılacak diğer bir tanımlama ise
şöyledir: Merkez bankası; para basmak, para piyasasını
denetlemek, altın ve döviz rezervlerini düzenlemek ve
yönetmek, fiyat istikrarını sağlamak gibi işlevleri yerine
getirmek üzere devletin kurduğu ya da kurulmasına
öncülük ettiği bir banka türüdür.

7.

Merkez Bankalarının Doğuşu ve Gelişimi
Dünyada merkez bankacılığı, bazı ticaret bankalarının
banknot ihraç etmek ve devletin hazinedarlığını yapmak
üzere şekil ve işlev değiştirmesiyle doğmuştur. İlk
zamanlar banknot ihracı işlevi, özel veya karma sermayeli
bir ya da birkaç ticaret bankası tarafından yerine
getirilmekteydi. Bu fonksiyonun zamanla kamu hizmeti
niteliğinin anlaşılması ve devletlerin yasal parayı tespit
etmek, emisyon ve tedavülünü sağlamak, bankacılık
faaliyetlerinin daha düzenli bir şekilde yürütülmesini
kontrol etmek istemeleri, ulusal ekonomiler içinde bu
işlevleri yerine getirecek tek bir merkez bankasının
kurulmasına neden olmuştur.

8.

Merkez bankaları başlangıçta, kâr amacı gütmeyen kamu
kuruluşlarından ziyade, özel ticari bankalar olarak ortaya
çıkmışlardır. Bu bağlamda banknot ihraç eden bankalar
oluşturulmuştur. Banknot ihraç eden ilk bankalara on
yedinci yüzyılın ikinci yarısında rastlanmaktadır. Bu konuda
1661 yılında “Stockholm Bankası” ilk örnek olarak
karşımıza çıkmasına rağmen geçerlilik süresi oldukça kısa
olmuştur. İlerleyen dönemde ise 1668’de İsveç Devlet
Bankası (Riksbank) merkez bankası niteliği ile piyasaya
para çıkarmıştır.
Ancak, gerçek anlamda merkez bankacılığı, 18. yüzyılda üç
önemli fonksiyonu içerecek şekilde ortaya çıkmıştır.

9.

Bu üç önemli fonksiyon;
• Devletin bankası olmak,
• Banknot ihraç tekeline sahip olmak,
• Likiditenin son mercii fonksiyonuna sahip olmak olarak,
sıralanabilir. Bu bağlamda 1694 yılında kurulan ve 1844 yılında
çıkarılan yasayla yeniden düzenlenen İngiltere Merkez Bankası
(Bank of England) gerçek anlamda ilk merkez bankası olarak
kabul edilmektedir.
İngiltere Merkez Bankası 1844 yılında kâğıt para ihraç tekeline
kavuşmuş, 1870 yılında da likiditenin son mercii fonksiyonunu
üstlenmiştir. 1844 tarihinde çıkarılan Peel Kanunuyla yeniden
düzenlenen bu banka, merkez bankacılığı tekniğini ve ilkelerini
geliştirmiş, banknot ihracı ve devletin bankerliğini yapmak
suretiyle diğer bankalara göre sağladığı ayrıcalıklı durum, onun
bankaların bankası hâline gelmesine neden olmuştur.

10.

Hükümetin bankerliğini yapması nedeniyle diğer bankalar
İngiltere Merkez Bankasında hesap açmaya yönelmişlerdir.
Bu yolla İngiltere Merkez Bankası zaman içinde bankaların
nakit rezervlerini muhafaza eden, takas odası hizmetini
gören ve geçici likidite ihtiyaçlarını karşılayan bir kurum
hâline dönüşmüştür. İngiltere Merkez Bankası reeskont
oranlarını bir araç olarak kullanmış ve kredi politikasının
yöneticisi olmuştur. 1870 yılında ise İngiltere Merkez
Bankasının son kredi mercii olma fonksiyonunu kabul
etmesi, merkez bankacılığı sürecinin önemli bir aşamasını
oluşturmuştur.
Zamanla, her bağımsız ülke, bağımsızlığın bir simgesi
olarak merkez bankası kurmaya yönelmiştir.

11.

Çeşitli Ülkelerde Merkez Bankalarının Kuruluş Tarihleri
İsveç
1664 Japonya
1882 Güney Afrika
1921
Almanya
1948
İngiltere
1694 Bulgaristan
1885 Şili
1925
İsrail
1954
Fransa
1800 Finlandiya
1886 Guatemala
1925
Brezilya
1964
Hollanda
1814 Portekiz
1891 Meksika
1925
Litvanya
1990
Danimarka
1818 İtalya
1892 Ekvator
1927
Rusya
1990
Yunanistan
1841 Norveç
1897 Bolivya
1929
Belarus
1990
Belçika
1850 İsviçre
1905 Türkiye
1932
Kazakistan
1990
İspanya
1874 Çin
1908 Kanada
1934
Ukrayna
1991
Avusturya
1878 Avustralya
1912 Yeni Zelanda
1934
Azerbaycan
1992
Romanya
1880 ABD
1915 Hindistan
1935
Kırgızistan
1992

12.

Bilinen anlamda merkez bankalarının doğuşu ve gelişmesi,
bankacılığın gelişmesinden sonradır. Merkez bankalarının
gelişimi, metal para sisteminin önemini yitirmesi ve
bankaların para yaratma işlevlerinin ön plana çıkması ile
paralel olmuştur. Dünyada merkez bankacılığı esas
itibarıyla 19. yy’den sonra gelişmiştir. Bununla birlikte I.
Dünya Savaşı ve ardından gelen 1930 ekonomik krizi gibi
olaylar, merkez bankacılığının gelişmesi açısından oldukça
önemlidir. Merkez bankacılığının bu dönemdeki
gelişiminde savaştan sonra 1920 yılında toplanan Brüksel
Konferansı ile 1922 yılında toplanan Cenova
Konferansı’nda alınan ilke kararlarının etkisi de büyük
olmuştur.

13.

Brüksel Konferansı, merkez bankacılığının gelişimi konusunda
iki noktada önemli rol oynamıştır: İlk olarak, merkez
bankalarının özerk bir yapıya sahip olması gerektiği konusu ilk
kez bu konferansta gündeme gelmiştir. İkinci olarak ise merkez
bankası olmayan ülkelerde de birer merkez bankası kurulması
yönünde tavsiye kararı alınmıştır. Bu kararın alınmasını takiben
dünyanın birçok ülkesinin kendi merkez bankalarını kurdukları
görülmüştür. Daha sonra 1922’de toplanan Cenova
Konferansı’nda, Brüksel Konferansı’nda alınan kararlara ilave
olarak, çeşitli ülkelerin merkez bankaları arasında iş birliğinin
kurulması ve geliştirilmesi gündeme gelmiştir. Bunun yanında,
1930 ekonomik krizinden sonra, hükümetlerin ekonomik
istikrarı sağlamada etkili olabileceği, bunun da merkez
bankaları aracılığıyla yapılabileceği görüşü hâkim olmuştur. Bu
bağlamda merkez bankalarının ekonomik yaşamdaki
fonksiyonlarında da önemli gelişmeler ortaya çıkmıştır.

14.

Günümüzde artık merkez bankaları, sadece banknot ihraç
eden bankalar değildir. Uzun yılların deneyimi sonucu
kendine özgü kuralları ve ilkeleri olan, ekonomide çeşitli
konularda etkinliğe sahip kurumlar hâline gelmişlerdir.
Merkez bankaları önceleri özel sermayeli bir banka
niteliğinde kurulmuştur. Ancak süreç içinde devletçi ve
liberal görüşler gündeme gelmiş, bu gelişmelere bağlı
olarak merkez bankalarının büyük bir bölümü devletin
denetiminde görev yapan özerk kuruluşlar statüsüne sahip
olmuşlardır. Bu bağlamda sermaye yapılarına göre farklı
statüye sahip, farklı merkez bankalarının ortaya çıktığını
görmekteyiz.
Bunlar;

15.

• Sermayesinin tamamı devlete ait olan merkez bankaları,
• Sermayelerinin bir bölümü devlete, diğer bölümü de
özel kişilere ait olan merkez bankaları,
• Sermayelerinin tamamı ticaret bankalarına ait olan
merkez bankaları,
• Sermayeleri devlet, özel kişiler ve ticaret bankalarınca
oluşturulan merkez bankaları,
olarak sıralanmaktadır. Bununla birlikte, sermayelerinin
oluşumunda belli ölçüde özel kişi ve kuruluşlar olmasına
rağmen, günümüzde birçok ülkede merkez bankaları,
devlet sermayesi ağırlıklıdır. Bu anlamda merkez
bankalarının çoğu devletin yönetimindedir.

16.

Merkez Bankalarının Görev ve Yetkileri
Merkez bankaları kuruldukları yıllarda sadece devletin
kasası görevini üstlenirken, iktisadi konjonktürün
değişmesi ve banka sayılarının artmasıyla görev ve yetkiler
değişmeye başlamıştır.
Bankanın temel görevleri;
Açık piyasa işlemleri yapmak,
Hükümetle birlikte yerli paranın iç ve dış değerini
korumak için gerekli tedbirleri almak ve yabancı paralar
ile altın karşısındaki denkliğini tespit etmeye yönelik kur
rejimini belirlemek, yerli paranın yabancı paralar
karşısındaki değerinin belirlenmesi için döviz ve
efektiflerin vadesiz ve vadeli alım ve satımı ile dövizlerin
yerli para ile değişimi ve diğer türev işlemlerini yapmak,

17.

Bankaların ve bankaca uygun görülecek diğer mali
kurumların yükümlülüklerini esas alarak zorunlu
karşılıklar ve umumi disponibilite ile ilgili usul ve
esasları belirlemek,
Reeskont ve avans işlemleri yapmak,
Ülke altın ve döviz rezervlerini yönetmek,
Yerli paranın hacim ve tedavülünü düzenlemek, ödeme
ve menkul kıymet transferi ve mutabakat sistemleri
kurmak, kurulmuş ve kurulacak sistemlerin kesintisiz
işlemesini ve gözetimini sağlamak ve gereken
düzenlemeleri yapmak, ödemeler için elektronik ortam
da dahil olmak üzere kullanılacak yöntemleri ve araçları
belirlemek,

18.

Finansal sistemde istikrarı sağlayıcı ve para ve döviz
piyasaları ile ilgili düzenleyici tedbirleri almak,
Mali piyasaları izlemek,
Bankalardaki mevduatın vade ve türleri ile özel finans
kurumlarındaki
katılma
hesaplarının
vadelerini
belirlemektir.
Bankanın temel yetkileri;
• Banknot ihracı imtiyazı tek elden Merkez Bankasına
aittir.
• Banka, hükümetle birlikte enflasyon hedefini tespit
eder, buna uyumlu olarak para politikasını belirler.
Banka, para politikasının uygulanmasında tek yetkili ve
sorumludur

19.

• Banka fiyat istikrarını sağlamak amacıyla Kanunda
belirtilen para politikası araçlarını kullanmaya, uygun
bulacağı diğer para politikası araçlarını da doğrudan
belirlemeye ve uygulamaya yetkilidir.
• Banka mali piyasaları izlemek amacıyla bankalar ve
diğer mali kurumlardan ve bunları düzenlemek ve
denetlemekle görevli kurum ve kuruluşlardan gerekli
bilgileri istemeye ve istatistiki bilgi toplamaya yetkilidir.
Merkez Bankasının sahip olduğu görev ve
yetkilerden anlaşılacağı üzerine fiyat istikrarını sağlamak
başlıca hedef iken aynı zamanda para ve sermaye
piyasalarının oluşturulması ve düzenli işleyişinin
sağlanması ayrıca ülke kalkınmasına katkı ve destek
verilmesi şeklinde yetkilendirilmiştir. Gelişmekte olan
ülkelerde görev ve yetkileri geniş olan merkez bankalarının
gelişmiş ülkelerde istihdam ve büyüme konusunda
doğrudan bir görev ve yetkisi söz konusu değildir.

20.

Merkez Bankasının sahip olduğu görev ve
yetkilerden anlaşılacağı üzerine fiyat istikrarını sağlamak
başlıca hedef iken aynı zamanda para ve sermaye
piyasalarının oluşturulması ve düzenli işleyişinin
sağlanması ayrıca ülke kalkınmasına katkı ve destek
verilmesi şeklinde yetkilendirilmiştir. Gelişmekte olan
ülkelerde görev ve yetkileri geniş olan merkez bankalarının
gelişmiş ülkelerde istihdam ve büyüme konusunda
doğrudan bir görev ve yetkisi söz konusu değildir.
Dünyada merkez bankalarının birçoğu özerk devlet
kuruluşları olarak görev yapmalarına rağmen başta FED
olmak üzere Güney Afrika ve İsviçre gibi bazı ülkelerin
merkez bankalarının mülkiyeti özel kesime aittir.

21.

MERKEZ BANKALARININ BAĞIMSIZLIK KAVRAMI
Gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan birçok
ülkede, merkez bankalarının iktisadi örgütlenme içindeki
konumu, hükümetlere karşı sorumluluğu ve genel
anlamda bağımsızlığı hep sorgulanmıştır. Yapılan
sorgulamalarda merkez bankalarının siyasi iktidarların
müdahale alanlarının dışında kalmaları ve özerk kuruluşlar
olmaları gerektiği yönündeki düşünceler ön planda
olmuştur. Öyle ki bağımsız merkez bankalarının ulusal
paranın değerinin korunması ve uzun dönemde fiyat
istikrarının sağlanmasında daha etkili olduğu iktisatçılar
arasında genel kabul görmektedir.

22.

Bağımsızlık Kavramı ve Çeşitleri
Tarihsel süreç içerisinde siyasal iktidarlar
ekonomideki değişimleri kontrol altına almak amacıyla
bu değişimlerin en önemli faktörü olan paranın
üzerinde imtiyaz sahibi olmak istemişlerdir. Bu
yaklaşımdan en çok etkilenen kurum ise para
politikalarına
yön
yeren
ve bankaların bankası
konumunda bulunan merkez bankaları olmuştur. Birinci
Dünya Savaşı’nın yarattığı finansman ihtiyacı ve
yaşanan yüksek enflasyon merkez bankalarına olan
ihtiyacı arttırmıştır. 1920 yılında Brüksel’de toplanan
Milletlerarası maliye konferansında alınan kararlar ile
birlikte para ve kredi faaliyetlerini düzenlemek üzere
birçok ülkede merkez bankalarının hızla kurulması
çalışmaları başlatılmıştır.

23.

Gelinen noktada ise, gelişmiş ve gelişmekte olan
ülkelerde merkez bankalarının ekonomi içindeki rolü, siyasi
otoriteye karşı sorumluluğu ve bağımsızlığı tartışılan
konuların merkezinde yer almaktadır. Merkez bankalarının
siyasetin önceliklerine göre hareket etmesi yerine ekonominin
gerçeklerine göre hareket etmesi ve özerk kuruluş olmaları
yönündeki anlayış bağımsızlık kavramını gündeme getirmiştir.
Ayrıca günümüzün uluslararası para sistemi, ülkeleri bağımsız
bir merkez bankacılığına zorlamakta ve para sistemlerinin
birbirlerine yakınlaşması, döviz kurunun yerini para
politikasının alması, ülkeler arasında ekonomik duvarların
yıkılması bu politikaların yürütülmesinde siyasi iktidarın
otoritesi
yerine
doğrudan
merkez
bankasının
görevlendirilmesi ile merkez bankalarının bağımsızlığının
gerekliliğini arttırmıştır.

24.

Merkez
bankasının
bağımsızlığı,
para
otoritelerinin kurumsal, yönetimsel, finansal ve para
politikasına ilişkin kararlarını herhangi bir baskı
unsurundan bağımsız bir şekilde alabilme kabiliyetini
ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle bankanın bağımsızlığı
para politikasına ilişkin, ölçü, düzenleme, karar ve
uygulamalarında siyasal otoriteler olarak hükümet ve
parlamento veya diğer baskı gruplarının etkisinden
uzak kalmasıdır. Merkez bankası bağımsızlığının tarihsel
sürecine baktığımızda literatüre ilk olarak David Ricardo
tarafından 1824 yılında yayımlanan Milli Bir Bankanın
Kurulmasına İlişkin Plan adlı çalışmasıyla girdiği
söylenebilir. Ricardo, para arzını sağlayacak aracı
kurumun, harcama yapan hükümetten farklı bir kurum
olması gerektiğini ifade etmiştir.

25.

Alman Merkez Bankası’nın 19. Yüzyılın sonlarında altın
standardına geçmeye karar vermesi ve diğer ülkelerin onu
takip etmesiyle merkez bankaları sadece altın karşılığında
para basmaya başlamışlardır. Altın standardının geçerli
olduğu bu dönemde merkez bankalarının bağımsız olup
olmama durumu sorun yaratmamıştır. Birinci Dünya Savaşı
sonrası dönemde İngiltere Merkez Bankası Başkanı tarafından
1921 yılında merkez bankacılığına dair dört ilke
yayımlanmış ve bu ilkelerin başında merkez bankalarının
hükümetten bağımsız olması gelmiştir. 1920 yılında Brüksel’de
ve 1922 yılında Cenova’da düzenlenen konferanslarda
uluslararası para sisteminin düzenlenmesi ve merkez bankası
bağımsızlığının sağlanmasına yönelik kararlar alınmıştır.
Ancak 1929 Büyük Buhran’ın ardından para politikalarının
ülkelerin hazine birimleri tarafından yönetilmesiyle merkez
bankaları bağımsızlıklarını büyük ölçüde kaybetmiştir.

26.

Buhran yıllarında hükümetin ekonomi üzerine
müdahalelerinin ve kamu girişimciliğinin artmasıyla
merkez bankalarının görev ve sorumlulukları en aza
indirilmiş ve hükümete bağımlı hale getirilmişlerdir. İkinci
Dünya Savaşı’nın ardından merkez bankaları açısından bu
olumsuz tablo giderilmeye çalışılmış ve enflasyonla
mücadele ile birlikte merkez bankası bağımsızlığı
yasalarla resmi olarak belirlenmeye başlamıştır.
1970’li yıllarda patlak veren petrol şokları ve bunun
sonucunda yaşanan enflasyon ve işsizlik merkez bankası
bağımsızlığı fikrini bir kez daha ve de bu sefer daha sağlam
ortaya çıkarmıştır. Özellikle, 1980’li yıllarda yoğunlaşan
çalışmaların da merkez bankası bağımsızlığı ile enflasyon
arasında negatif bir ilişkinin varlığını göstermesi merkez
bankası bağımsızlığını popüler hale getirmiştir. Avrupa
Merkez Bankası’nın (AMB) merkez bankalarının
bağımsızlığı konusunda çok büyük etkisi olmuştur.

27.

1980’li yıllardan sonra merkez bankası bağımsızlığının
sağlanması ve para politikalarının nihai amacının
belirlenmesine yönelik çalışmalar yapılmıştır. 1990’lı yıllara
gelindiğinde fiyat istikrarı birçok merkez bankası için ana
hedef olarak benimsenmiş ve ilk kez Yeni Zelanda Merkez
Bankası tarafından uygulanan enflasyon hedeflemesi
rejimini benimsemiştir. Buna göre para politikası araçları
ilan edilen enflasyon hedeflemesine göre kullanılmaya
başlanmıştır.
2008 krizi ile birlikte merkez bankası bağımsızlığının
para ve maliye politikaları ile uyum içinde çalışması
gerekliliği ortaya çıkmıştır.
Merkez bankası bağımsızlığının gerekliliği fiyat
istikrarının
sağlanması
ile
doğru orantılı
olduğu
düşüncesinin temel nedeni siyasi gücün uyguladığı
politikaların enflasyona meyilli olmasıdır.

28.

Merkez Bankalarının Bağımsızlık Türleri
Merkez bankası bağımsızlığı üç ana başlık altında
toplanabilir. Bunlar sırasıyla Yasal-Fiili Bağımsızlığı, PolitikEkonomik Bağımsızlığı ve Amaç-Araç Bağımsızlığıdır.
1. Yasal-Fiili Bağımsızlık:
Merkez bankasının yönetim ve yürütme ile ilgili
tüm organlarının siyasi otoriteden bağımsız olarak
serbestçe karar verebilmesini sağlamak amacıyla
hazırlanan yasal düzenleme ilgili merkez bankasına “Yasal
Bağımsızlık” kazandırır. Merkez bankası başkanının
ataması, görev süresi, görevden alma, para politikası ve
kamu ile olan ilişki hakkındaki yasal düzenleme ile merkez
bankasına yasal bağımsızlık kazandırılır. Tüm bunların bir
yasa çerçevesinde düzenlenmesi gerçekten önemlidir.

29.

Ancak, bu sayılanların sadece kağıt üzerinde
kalmaması gereklidir. Legal bağımsızlık tek başına her
zaman yeterli değildir. Çünkü kanunda her durum açık
olarak belirtilmeyebilir. İşte bu yasal düzenlemelerin
uygulamada hayata geçirilmesi de fiili bağımsızlığı
tanımlar. Yani, yasal düzenlemelerin uygulamada hayata
geçirilmesi de fiili bağımsızlığı tanımlar. Dolayısıyla fiili
bağımsızlık yasal bağımsızlığı da kapsar. Fiili bağımsızlığın
derecesinin yüksek olması yasal statüyü belirler ki, bu
hassasiyetin aynısı pratikte de yerine getirilmelidir. Yani,
yasal hükümler ne denli uygulanabiliyorsa, o derece fiili
bağımsızlık mevcuttur. Yalnız şu unutulmamalıdır ki,
“Kanunla verilen yine kanunla geri alınabilir.” Dolayısıyla
pratikte uygulanmıyorsa kanun tek başına yeterli
olmayacaktır.

30.

2. Politik ve Ekonomik Bağımsızlık:
Merkez bankası bağımsızlığı yasal ya da fiili yönden
açıklanabildiği gibi, politik veya ekonomik yönden de
açıklanabilir. Merkez bankasının politika hedeflerini
hükümetten bağımsız yani, hükümetin etkisi altında
kalmadan belirleyebilmesidir politik bağımsızlık. Ekonomik
bağımsızlık
ise,
kendi
politika
hedeflerini
gerçekleştirebilmek için merkez bankasının kendi politika
araçlarını serbestçe belirleyebilmesidir. Şunu da belirtmek
gerekir ki, merkez bankası ekonomik ve politik bağımsızlık
gereği, kendi politika araçları ve hedefini bağımsızlık
olarak belirlerken de hükümetle yani hükümetin maliye
politikası ile ters düşmemesi gerekir.

31.

3. Araç ve Amaç Bağımsızlığı :
Amaç bağımsızlığına sahip merkez bankası
uygulayacağı para politikasını kendi belirleyebilmesidir.
Amaç bağımsızlığı ile politik bağımsızlık arasında bir ilişki
vardır ve buna
göre
merkez
bankaları
siyasi
müdahaleden uzak kaldıkları takdirde düşük enflasyon
hedefini sürdürme yeteneğine sahip olurlar.
Araç bağımsızlığı ise merkez bankalarının nihai
hedefine ulaşmak için kullanacağı para politikası
araçlarını hükümetin veya bir başka otoritenin onayına
gerek duymadan serbestçe seçip kullanabilmesidir.
Merkez bankalarına fiyat istikrarını sağlama
görevi yasal ile birlikte verildiğinden dolayı amaç
bağımsızlığına sahip olduğunu söylemek zordur. Genel
anlamada merkez bankalarının bağımsızlığından kasıt
araç bağımsızlığıdır.

32.

Merkez Bankalarının Bağımsızlık Ölçümü
Merkez bankası bağımsızlığı üzerine bir çok çalışma
olması, merkez bankası bağımsızlığının ölçütü üzerine de
çalışmaların yapılmasını kaçınılmaz kılmıştır. Bağımsızlık
ölçümü çalışmaları genel olarak politik, ekonomik ve yasal
zemin üzerinde yapılmıştır.
Politik Bağımsızlık Ölçümü
Politik bağımsızlığın kriterleri üç ana bölüme
ayrılmıştır. Merkez Bankası Başkanının atanması, biçimi ve
görev süresi, bankanın hükümet ile olan ilişkisi ve para
politikası ile ilgili kurumsal düzenlemeler ana kriterlerdir.
Merkez Bankası başkanının ve yönetim kurulunun
siyasi otorite tarafından; kısa bir süre için atanması politik
bağımsızlığı azaltan önemli bir unsurdur.

33.

Sadece hükümetin söz sahibi olması, atamayı
siyasallaştırıp başkanı, dolayısıyla bankayı hükümete
bağımlı hale getirebilir. Ayrıca başkanın kısa süre için
göreve atanması da olumsuz bir uygulamadır. Eğer
hükümetin süresinden uzun bir görev süresine sahip
olursa, siyasi iktidara bağımlılık derecesi fark edilir
biçimde azalır. Çünkü süre kısaldıkça, tekrar atanmama
endişesiyle hükümetin etkisi hissedilir hale gelebilir. Tüm
bu sıralananlar diğer yönetim kurulu üyeleri için de
geçerlidir.
Bankanın hükümetlerle olan ilişkileri de ayrı bir
kriterdir. Burada iki önemli alt kriter karşımıza çıkar. Banka
yönetiminin içinde hükümet üyesinin bulunma
zorunluluğunun olmaması ve para politikası ile alakalı
alınan kararların hükümet tarafından onaylama
zorunluluğunun bulunmaması politik bağımsızlığı artırır.

34.

Para politikasının belirlenme sürecinin tümüyle
Merkez Bankasına ait olması tabi ki bağımsızlığın önemli
ölçütüdür. Ancak bununla birlikte, bu konuda hükümetle
ortak hareket içinde olup, son kararın yine Merkez
Bankasına ait olması bağımsızlık açısından daha olumlu
olacaktır. Yani para politikası ile maliye politikası uyum
içinde olmalıdır. Örnek olarak yüksek politik bağımsızlığa
sahip iki ülke Almanya ve İsviçre’de Merkez Bankaları, para
politikasını tamamıyla kendileri belirlemesine rağmen,
hükümetin genel politikası ile uyum içindedirler.

35.

Politikalar konusundaki yasal düzenlemeler de
önemli diğer kriterdir. Yasada, parasal istikrarın
sağlanacağına dair hüküm ile görüş ayrılıkları söz konusu
olduğunda, Merkez Bankası tarafını söz sahibi kılan bir
maddenin bulunması politik bağımsızlığa katkıda bulunur.
Bu tür maddelerin bulunması, hükümetlerle
anlaşmazlık durumunda son sözün bankaya ait olmasını
sağlar. Bunun önemi siyasi iktidarın özellikle seçim
dönemleri yaklaştığında, popülist politikalara başvurup
uzun vadeli hedefleri bir kenara bırakıp kısa vadeli ve
kendisinin
iktidarını
sürdürmesini
sağlayabilecek
politikalara başvurması tehlikesinin mevcut olmasıdır. Bu
tür girişimlere boyun eğmeyip, belirlenen politikaların
devamlılığının sağlanması ancak bağımsızlıkla olabilir.

36.

Ekonomik Bağımsızlık Ölçümü
Ekonomik
bağımsızlık,
Merkez
Bankasının
belirlediği amaca yönelik kendi seçeceği araçları
uygulayabilmesidir. Ayrıca, hükümetin Merkez Bankası
kaynaklarına sürekli başvurmaması anlamına da gelir.
1994 yılındaki bir çalışma ile belirlenen kriterler
sonucu ekonomik bağımsızlık ölçülebilmektedir. Banka ile
Kamu kaynak ilişkisi ile parasal araçlar iki ana ölçüttür.
Bütçe açıklarının finansmanı da denilen Kamu
Kaynaklarının Merkez Bankası ile ilişkisi beş kriterle
sorgulanmaktadır. İlk dört kriter doğrudan kredi
olanağının sağlama şekliyle ilgilidir.

37.

Oluşan bütçe açıkları karşısında Merkez Bankası
Hazineye otomatik kredi sağlamıyorsa, verilen krediler
piyasa faizlerinin üzerindeyse ve krediler geçici ve sınırlı
miktarda ise ekonomik bağımsızlık artıyor demektir. Bütçe
finansmanı ile ilgili son kriter, Merkez Bankasının
Hazine’nin borçlanmak için çıkardığı senetleri birincil
piyasadan almamasıyla, bağımsızlık endeksi daha da
yükselecektir.
Parasal araçlarla alakalı bölüm ise, iskonto oranının
belirlenmesi ve bankacılık sektörünün denetlenmesi ile
ilgilidir. Eğer iskonto oranının belirlenmesi Merkez
Bankasına aitse ve de bankacılık sektörünün denetlenmesi
sadece Merkez Bankasına bırakılmamışsa, bu ekonomik
bağımsızlığın daha yüksek çıkmasını sağlayacaktır.

38.

Yasal Bağımsızlık Ölçümü
Merkez Bankalarının hükümetlerden bağımsız
olarak kararlarını verebilmelerini yasal yönden
düzenlenmesini ifade eden yasal bağımsızlık, 1992 yılında
Dünya Bankası için yapılmış olan bir araştırmada
belirlenen kriterlere göre ölçülmektedir. Temel olarak
Merkez Bankası başkanlarının statü ve yetkileri, para
politikasının oluşturulması, Merkez Bankası amaçları ve
kamu sektörüne borç verme konusundaki yasal
düzenlemelerin varlığı ile ölçülmektedir.
Mutlaka fiili olarak Merkez Bankası ve hükümet
ilişkisi çok önemlidir. Ancak, bütün bunlar yasal
düzenlemelerle belirlenmediği sürece, uygulamada
istenilenleri elde etmek o kadar kolay ve beklenen bir
sonuç değildir. Bu nedenden dolayı, yasal bağımsızlığın
yüksek olması son derece önemlidir.

39.

Merkez Bankası Yasal Bağımsızlık Kriterleri
1. Merkez Bankası Başkanının Statüsü ve Yetkileri
Görevde kalma süresi
Başkanı kim atar?
Görevden alma
Başkanın Hükümette görevi var mı?
2. Para Politikasının Oluşturulması
Para politikasını kim oluşturur?
Bir anlaşmazlık halinde son sözü kim söyler?
Bütçe süresindeki rolü

40.

3. Merkez Bankası Amaçları
Fiyat istikrarı
Fiyat istikrarını içermeyen amaçlar
4. Kamu Sektörüne Borç Verme
Avanslar
Garantili borçlanma
Merkez Bankasından potansiyel borç alanlar
Kredi süresi ve kredi faizleri
Merkez bankasının hazine tahvil ve bonolarını birincil
piyasadan alımı veya satımı yasaklanmış mıdır?

41.

Merkez Bankalarının Bağımsızlığının Önemi
Merkez bankasının ülke ekonomisine en önemli
katkısının fiyat istikrarını sağlaması ve sürdürebilmesi
yoluyla olduğu ortak kabul görmüş bir konudur. Yüksek
enflasyon toplumsal refahı
olumsuz
etkiler,
sürdürülebilir büyümenin ve istihdam artışının ön
koşulu ise fiyat istikrarıdır.
Hükümetlerin ekonomiyi kapasitenin üzerinde
çalıştırmak istemeleri ve yüksek kamu borçlarını merkez
bankası kaynakları ile finanse etmek istemeleri merkez
bankalarının fiyat istikrarı hedefini olumsuz etkiler. Bu
noktada merkez bankalarının bağımsız olmaları
oluşabilecek tehditlere karşı koyabilmeleri açısından
önemlidir. Bağımsızlık sayesinde merkez bankasına ve
uygulanan para politikalarına duyulan güvenin
artmasıyla beklentiler olumlu etkilenmekte ve istenilen
hedefe ulaşılabilmektedir.

42.

Merkez bankaları
hesap
verebilir,
denetlenebilir ve şeffaf olmalıdır. Bu üç unsur ile
birlikte merkez bankalarının para politikaları
kamuoyu tarafından anlaşılabilir ve desteklenir.
Merkez bankalarının fiyat istikrarını temel
amaç olarak hedeflemesi ve bunu açık ve net
olarak tanımlaması, politika hedeflerinin kamuoyuna
açıklaması, hesap verebilir olması, araç bağımsızlığına
sahip olması, bütçe açığı ve kamu borç
yönetiminden sorumlu olmaması çağdaş bir merkez
bankasının gereklerindendir.
English     Русский Правила